Sinop İnaltı Mağarası- Bir Proje Faaliyeti

Bir perşembe akşamı Burcu’nun “haftaya mağara yapalım” demesiyle filizlenen bu faaliyet MAD grubumuzda paylaşıldı ve Pınar’ın bizi Sinop’a davet etmesiyle (Bir proje kapsamında İnaltı Mağarası’ndan bazı örnekler almak için bir süre önce Pınar bizi davet etmişti zaten ama bizden uygun bir ekip çıkamamıştı.) netlik kazandı.

Burcu ve Ben (Mustafa) 6 Eylül Cuma günü dernekten gerekli malzemeleri aldıktan sonra 22.00 da AŞTİ’den otobüse binecektik ki (ki o dakikalarda Pınar Sinop’ta kalp krizi geçirmek üzereydi hahaha pardon Pınar sana bunu yaşattığımız için, kıps ;) ) o saatte bindik. Ancak öncesinde küçük bir aksaklık oldu. Dernek evimizin bana ait olan anahtarı bir arkadaşımızın (isim vermek istemedik) unutkanlığı sonucu DEUMAK’ın faaliyetine doğru yola çıkmış. Tabi ben bunu saat 19.30 sıralarında öğreniyorum. Burcu ise anahtarını aile evinde unutmuş ve gidip almaya vaktimiz yok. (Burcu eve çıktı hayırlı olsuna gitmek isteyenler hediyelerini aldıktan sonra Burcu ile iletişime geçebilirler :) ) Anahtar alabileceğimiz derneğe konum olarak en yakın insan (Birhan Altay) tatilde. Eren (Çankaya) ve Tulga (Şener) telefona cevap vermiyor. Diğer anahtarlar (daha kaç anahtar var ben de bilmiyorum gerçekten) ulaşabileceğimiz bir mesafede değil. Eren 25-30 dakika sonra dönüyor ve anahtarın yanında olmadığını ve kendisinin işte olduğunu söylüyor. Sonrasında Ebru (Ebru Aylar) ile iletişime geçiyoruz. Küçük bir pazarlık sonrasında Eren'in anahtarını almamıza yardımcı oluyor. Bu sayede saat 21.10 sıralarında dernek evine giriş yapıyoruz. Malzemeleri hazırlayıp ( bu sırada önceki faaliyetlerden kalan ve temizlenmeyi bekleyen malzemeleri bırakanlara (yine isim vermiyoruz) söylenerekten hızlıca çıkıyoruz. Otobüsün bulunduğu perona doğru ilerlerken Burcu "hala 5 dakikamız var erken geldik yaa" diye gülümsüyor.

Uzun bir yolculuğun ardından saat 05.15 gibi Sinop Otogarı’na iniyoruz. Biraz sonra Pınar bizi almaya geliyor bu sırada hafif bir yağmur var ve biz Sinop’a yağmurluksuz gelmişiz. Burcu bu durumdan “ama hava durumu hep güneşli gösteriyordu” diye hava durumu sağlayıcısını suçlayarak kendini kurtarmaya çalışıyordu. Hızlıca arabaya biniyoruz ve kalacağımız eve doğru ilerliyoruz. Eve yaklaştığımız sırada bir amca koşarak yağmurdan kaçıyor ve bunu başardığını düşünüyoruz. Çünkü yağmur amcadan 40-50 metre sonra bir anda kesiliyor. Böyle bir durumu gözlemlemek gülümsememizi sağlıyor. Eve ulaştığımızda hava alaca karanlık, aydınlanmadan hemen uyuyorum.

Açlık beni daha fazla uyutmuyor ve saat 11 gibi Burcu’yu uyandırıyorum. Bahçeden biraz üzüm ve incir yedikten sonra kahvaltı yapacak bir yer arıyoruz. Bu sırada çok güneşli az bulutlu bir hava ve denize giren insanlar var. Pınar’a fotoğraf atıyorum birazdan denize gireceğiz diye. Kıyıda denizden 8-10 metre yükseklikte sevimli bir çay bahçesi buluyoruz. Kahvaltımızı yaparken hafif hafif yağmur atıştırıyor ve beni yağmurda denize girme sabırsızlığı sarıyor. Yağmur bir yağıp bir duruyor. Bir yağıp bir duruyor. Bir yağıp durmak bilmiyor. Ne güzel yağıyor yerini ne yağdı yaa alıyor. Bazı yerlerden denize çamurlu suların, sellerin girdiğini görüyoruz ama Sinop merkez görünmez durumda yağmurdan. Bir saat kadar mahsur kalıyoruz çay bahçesinde. Yağmur iyice durduğu sırada ben son çayımı içip kalkalım diyorum. Bu arada denize girilip girilmeyeceğini konuşuyoruz Burcu ile. Denize girilemeyeceği bulanıklığın geçmesinin birkaç gün süreceğini söylüyor çay bahçesi sahibi. Çayım bitmeden Pınar arıyor ve kaldığımız evi su bastını koşup eşyalarımızı kontrol etmemizi söylüyor. Pıtı pıtı evin yoluna düşüyoruz. Yolda denize girmeyi tartışıyoruz Burcu ile.

Sinop proje etkinliği

Eve ulaştığımız da çantamı kapı önünde buluyorum kuru bir yerde tabi. Sırt kısmı biraz ıslanmış başka bir şeyde sorun yok. Burcu’nun odaya hiç su girmemiş zaten (su girmeyen tek oda). Ev sahipleri salonda ve koridordaki suyu temizlemeye çalışıyor. Yardım edeceğimiz bir konu olmadığını söylüyorlar. Bizde biraz meyve (biraz değil aslında bahçelerini sömürüyoruz adamların, hele o üzümler aah üzümler) yedikten sonra sahile iniyoruz. İndiğimiz nokta durulmuş, deniz de kötü kokmuyor gibi (Düzeltme ihtiyacı, Sinop’u sel almış, yıllardır böyle yağmur yağmamış, kanalizasyonlar taşmış, yollar kapanmış ama bize ne canım ille de deniz). Bulunduğumuz yere bir balıkçı geliyor denize girilip girilemeyeceğini soruyoruz. “Girilir girilir ben yeni çıktım zaten” diyor. Balıkçı ile sohbet ederken Pınar arıyor ve kaldığımız yere geleceğini söylüyor. Eve geçiyoruz.

Denizde sel izleri var, biz ise Ankara’dan gelmişiz e haliyle o denize girilecek! Pınar geliyor ve hep birlikte onun eve doğru yol alıyoruz. “Sizi denize girebileceğiniz bir yere götüreceğim” diyor. Yolda bize evini gösteriyor ki kaybolmadan gidebilelim ve evinden biraz aşağıdaki plaja bırakıyor. Bu sırada hafif güneş açıyor. Biz denize girerken bir çocuk gelip su sıcaklığına bakıp gidiyor. Biraz sonra arkadaşlarıyla gelip yengeç (yöredeki adı küflü, pek lezzetliymiş) avlamaya başlıyorlar. Biraz yüzdükten sonra merkeze doğru yürümeye başlıyoruz yolda hoşumuza giden yerlerde fotoğraf çekiyoruz. Yolda aldığımız öneriler üzerine merkezde bir yerde karnımızı tıka basa doyuruyoruz. Liman çevresinde biraz dolaştıktan sonra Pınar'ın evinin yolunu tutuyoruz.

Sahil kenarından ilerlerken bir cüzdan buluyoruz. Biraz araştırma sonrasında Burcu bir numara buluyor ve hemen arıyoruz. Karşıdaki kişi cüzdan sahibinin arkadaşı. Yerimizi tarif ediyoruz biraz sonra cüzdanı teslim edip yolumuza devam ediyoruz.

Pınar'ın evinde yarın yapacaklarımız hakkında biraz konuşuyoruz sohbet ediyoruz. Mağara canlılarından alacağımız örneklerde nasıl bir uygulama yapacağımızdan vs. bahsediyor Pınar.

Sabah 06.45 te Pınar bizi uyandırıyor. Hazırlanıp ekibin kalan kısmının bizi almasını bekliyoruz. 07.10 gibi Eylem Hoca ve eşi İhsan geliyor malzemeleri araca yüklüyoruz ve 7.20 gibi Pınar'ın evinden hareket ediyoruz. Ayancık'tan ekmeğimizi alıp mağara ya doğru devam ediyoruz. Mağara önünde Eylem hocanın bizler için hazırladığı nefis kek ve börekle kahvaltımızı yapıp hazırlanıyoruz. 10.45 te mağara ağzındayız. Son hazırlıkları yapıp işletmecilerle biraz konuştuktan sonra 11.00 da giriş yapıyoruz.

Sinop İnaltı Mağarası MAD etkinliği

Giriş kısmında mağarayı işletenlerbizi biraz oyalasalarda hedefe doğru ilerlemeyi başarıyoruz. Mağaranın aydınlatması çok çok fazlaydı daha önce bir turistik mağarada bu kadar aydınlatma görmemiştik duvarlarda yer yer yosunlaşma vardı. Bu aydınlatmayı yeni yapmışlar, bir önceki aydınlatmalarında bu kadar çok lamba yokmuş ve olanlar da daha güçsüzmüş. Bu kısımda daha önce Eylem hocanın gördüğü canlılardan hiç bulamadık bu durum bizi biraz rahatsız etti. Bulunmamasının sebebini aşırı aydınlatma olduğunu düşünüyoruz. Çünkü platformun bittiği kısımdan üç beş metre ileride doğrudan ışık almayan yansımalarla hafif aydınlanan ilk su birikintisinde bu canlılardan bulduk. Oradan biraz örnek aldıktan sonra devam ettik ve karanlık bölgedeki su birikintilerinin hepsinde aradığımız canlılardan vardı. Örnekleri bulmanın mutluluğu içinde bata çıka ilerlemeye devam ettik. İlerlerken dönüşte alacağımız diğer örneklerin yerlerini de belirliyorduk (bunları yapan genelde Pınar oluyordu ama mağaracılık ekip isi bunu unutmadan Pınar'ın hakkını verelim diye bu parantez). Bir noktada yaklaşık 3 metrelik bir tırmanma ve sonrasında yaklaşık 4 metrelik bir iniş olan bir yere geldik. Bu kısım ekip olarak asabilirdik ama dönüşte 4 metrelik kısmı tırmanmak daha önce sadece turistik mağara deneyimi olan Eylem Hoca için biraz zor bir noktaydı. Burada Eylem Hocayı geride bırakarak devam edemezdik. Kısa bir nasıl devam edelim konuşmasından sonra Pınar Eylem hocayla kalarak diğer örnekleri toplamanın dönüş için daha avantajlı olacağını düşünerek geride kalan üyemiz oldu (Gerekli parantez, herkes birbirine ben kalırım sen git diyordu. Pınar: siz devam edin Ankara’dan geldiniz, Burcu: hayır Mustafa ile sen git, uzun süredir girmemişin, nasıl özlediğin belli, Mustafa: bam bam bam) ve dönmemiz için bize 1.5 saat ( burada sıkı bir pazarlık yaptığımızı belirtmek isterim) verdi.

sinop inaltı mağarası içi

Burcu ve ben heyecanla ilerledik. Ama çok gidemedik. Önümüzdeki kısım geçtiğimiz kısma göre daha çamurlu daha bataklık bir yapıya sahipti ve yer yer dizimize kadar battığımız oluyordu. Önceden de haritayı çok incelemediğimiz ve yanımızda bir örneği olmadığı için mağaranın hangi noktasın tahmini kaç metrede olduğumuzu bilmiyorduk. Biraz ilerledikten sonra yaklaşık 4 metrelik bir tırmanış olan bir yere geldik. Burada eski bir ip vardı ve ipin üstünde 35-40 santim aralıklarla düğümler vardı. İpe tutunarak tırmandık. Tırmandığımız noktada küçük bir su birikintisi, su birikintisi içinde örnek aldığımız canlılardan, sağ taraftaki duvara kazınmış bazı isimler ve bu noktadan bir metre kadar sonra yaklaşık 5 metrelik bir iniş vardı. Ama o inişi geçecek teknik malzememiz yoktu. Yine bu noktada eski ve korozyonlanmaya devam eden bir el boltu ve temiz görünen bir kulak vardı. Biraz zorlayarak aşağı inmeden baca yaparak 6-7 metrelik kısmı aşıp karşıya belki geçebilirdim. Ama hem mağaranın ıslak çamurlu kaygan yapısı hem de "lan buradan düşersem hiçbir şey olmasa bile ekipmansız çıkamam" düşüncesi ve tabi ki ekibi tehlikeli bir komuma düşürmeme düşüncesi bunu denememe engel oldu. Ve bir diğer nokta hiçbir şey olmadan karşıya geçsem bile Burcu geride kalmamalı, ekibi daha fazla bölmemeli, mağara içinde bireysel hareket etmemeli ve tek başına kimseyi bırakmamalıydık (alkııış). Yapmamız gerekeni yaptık ve ileriye gitmenin heyecanına teslim olmayıp dönmeye karar verdik. Geldiğimiz son noktadaki küçük su birikintisindende örnek alarak bu mağara için son vazifemizi de tamamlamış olduk.

Karşılaşmayı beklemediğimiz dikey kısım bizi sandığımızdan daha kısa bir sürede dönüş yoluna itmişti. 4 metrelik noktadan indiğimiz anda çamura battık ve çıka bata çıkışa yöneldik. Pazarlık yaptığımız sürenin yarısı kadar bir sürede tüm ekip bir aradaydı. Pınar ve Eylem hoca neredeyse toplanması gereken tüm örnekleri toplamışlardı. Alacağımız son örnekler mağaranın aydınlatılmış kısmındaki yosunlu yerlerdeydi. Devasa aydınlatma devasa yosun demekti, bir kez daha kanıtlamış olduk. Yosunlu noktalardan elimizde fırça, bisturi, petri kabı gibi muhtelif donanımlarla örnekleri aldık ve benim hiç sevmediğim platform üzerinden ilerleyerek saat 14.30 gibi mağaradan çıktık.

Çıktığımızda,beklemekten bayağı sıkıldığı belli olan İhsan bizi karşılıyor, “İki defa köye gittim geldim bileydim ben de girerdim sizinle” diyor. Aslında güzel taktiğe benziyor, önce heveslendir sonra vur! Mağara ağzından aşağıya, işletmenin olduğu yere indiğimizde bir diğer karşılayanımız jandarma oldu. 1 yıl öncesinden ve en son 3 gün öncesinde Milli Parklar İlçe Müdürlüğü’ne, Jandarma’ya, İnaltı Köyü Yardımlaşma Derneği ile iletişime geçilmiş, önceden alınan izinler tekrar teyit edilip, belgeler gönderilmiş olmasına rağmen inatla “nerede sizin izin belgeleriniz” diye sordular. Kimlikleri gösterdik fakat yok ısrarla belge görmek istediler. Kendimize not: kendini kanıtlamak zorunda kalmamak ve zaman harcamamak için bir daha ki sefer çıktı alıp yanında taşımayı unutma!

Sinop inaltı mağarası çıkışı

Üstümüzü değişip bir şeyler atıştırıyoruz (mangal yapma planımız gerçekleşmiyor yasakmış). Bu sırada işletmeden bize kuru fasulye ikram ediliyor yerel mahsul fasulyelerden yapılmış baya lezzetli bir şey. Sonrasında ekipmanları toplayıp örnekleri numaralandırıyoruz. Tüm malzememizi alıp düşüyoruz dönüş yoluna.

Yanlışlıkla geldiğimiz yoldan farklı bir yola girdiğimizi biraz ilerledikten sonra fark ediyoruz ama bu yolu deneyelim diye devam ediyoruz. Bu yol da geldiğimiz yol kadar güzel ve bize bir akarsu eşlik etmeye başlıyor ve bir süre sonrafark ediyoruz ki meğerse Çangal Kanyonu imiş, bak şu şansa! Uygun bir noktada akarsuya girmek ve bir şeyler atıştırmak (mangal yapıp o nefis sucukları yemedik böyle bir şey olmadı), biraz da nefes almak amaçlı mola veriyoruz. İner inmez böğürtlenlere dalıyor “bıldırcın” lakabı takılan Burcu ve tabi ben ve Pınar. Çil ebeveynleriyavruları için var güçleri ile çalışıyorken bizler böğürtlen peşinde dolanıyoruz. Sonra Bıldırcın Burcubeni de sürükleyerek kuşburnu peşine düşüyor. Biz dolanırken yemek hazır sesi geliyor ve ben fişşek gibi sese doğru ilerliyorum. Karnımızı doyurduktan, çayımızı içtikten sonra tekrar yola düşüyoruz.

Saat 19 gibi topladığımız örnekleri Pınar’ın deniz kenarındaki Fakültesine bırakıyoruz. Pınar'ın eve ulaştığımızda saat 19.50 kalan malzemelerimizi indirip Çil ailesiyle vedalaşıyoruz. Sonrasında Pınar “eve geçip duş almak ister misiniz, sahile mi inelim” diye soruyor. 10 dakika kadar sonra içeceklerimizle deniz kenarındayız. Hafif bulutlu, hafif rüzgarlı, deniz kokulu çok güzel bir havada MAD'lılar olarak sohbet muhabbet ediyoruz. Otobüsümüz saat 22.30 da. Kalkıyoruz Pınar bizi otobüsümüze yetiştiriyor.

Saat 05.50 gibi Ankara’ya iniyoruz. 06.20 de derneğe malzemeleri bırakıyoruz. Malzemeleri temizleme isteğim ayakaltındaki ve banyodaki malzeme yığını (birazda yorgunluk var tabi) yüzünden yok oluyor. 06.50 de evdeyim. Evet yazarken bile bitmesini istemediğim bu faaliyet bitti gitti, gelsin yenileri.

Rapor:

  • Mustafa Özkılıç
  • Pınar Gürbüzer

Ekip:

  • Burcu Aydın
  • Pınar Gürbüzer
  • Mustafa Özkılıç
  • Eylem Aydemir Çil
  • İhsan Çil